Uzaklığına yazılar yazıyorum. Seni konuşuyorum gecelere. Özlemin, yokluğun derinlerime işliyor. İçtiğim her kadehde senin yarım bıraktığın boşluğu tamamlamak isterken diğer yarımım da eriyor. Kavruluyor.
Geldiğin gün yüzümde yeniden kelebekler açıcak, solan güneşim eksik kalan yanım yeniden tamamlanıcak.Sen geldiğinde yeniden ''The Classic- Magic Castle' olucak tüm melodiler. Atlas Arel yeniden mutlu olucak. Anılarımın her köşesinde yer almış varlık gel artık. En sevdiğimiz diziyi izlerken seni andım her saniyesinde. Tekrar tekrar izledim her sahnesini. Seni özledim.
Bu yaşta bıkılır mı herşeyden? En çokta bu yaşta bıkılır. Sensizlikten yokluğundan eksik
kalan yarımdan. . Çık gel duy sesimi.
''Fransa Lyons Köprüsü- Edith Piaf La vie en Rose, Gece 24.00 Suları''
Masiva
19 Mart 2015 Perşembe
13 Mart 2015 Cuma
Uçmayan Kelebekler
Anılar, vücuda nüfus etmiş kalbe işleyen hatıralar.
Acılarımın gerisinde kalıyor gibi.
Her birini unutmak istemeyecek kadar seviyor her birinin acısına katlanıyordum.
Eksik notaların fazlalığında kayboluyordu gülüşlerim. Hatırlamak istiyorken her biri yavaşca siliniyor yerine sadece acı kalıyordu.
Evet zaman geçiyor, evet zaman geride kalıyordu.
Ardımda bıraktığım masumiyetini gülüşünü kokunu öyle çok özlüyordum ki çektiğim acının yamacına sığınıyordu hep.
Bugün dumandan bir harap bölgesi kalbim.
Parçalanmış yanmış kül olmuş toparlanması güç harabe yığını.
Küçücük bedenin, gün geçtikce büyüyen yaşın ve hiç birinde yer almayacak olduğum anıların, her biri güzellikle dolsun dünyalar güzeli kız çocuğu.
Masumiyetinle geçsin zaman. Cennetin kokusunu üstünde hisseden ben, yokluğunda cehennemi yaşıyorum masum meleğim.
İleride, çok ileride bu yazıya denk gelsende bilmeyeceksin sana yazdığımı.
Hatırlamayacağın kadar uzağındayım ve benim göremeyeceğim kadar uzaksın.
Ah cennet kokulum ..
Özlemin kalbimde tütüyor tüm vücuduma işliyor.
Ve zaman geçsede sen benim gördüğüm göreceğim en masum kız çocuğu olarak kalacaksın. En saf meleğim...
Varlığına şükrettiğiniz insanlar çok uzaklardaysa eğer sizin için sadece beklemek kalıyor geriye.
Bekliyorum sabrediyorum sen için.
Sana anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki. Çabuk gel olur mu? Yarımım ben artık. Çık gel hadi. I miss you'nun o en sevdiğimiz melodisi bile sen yokken anlamsız.
Bomboş.
Hatıralarım seninle doldu hayatıma sen doldun.
Yokken yarımım eksiğim .Yaşamına tanık olmam bile bir lütuf iken sensizlik acının daniskası oluyor kalbimde. Çık gel her neredeysen.
Yokluğunu hayatımın her bir zerresinde hissederken kızmalı mıyım.
Ben hâlâ seni bekliyorum. en uzun acılarımın efendisi.
Güvende değilim huzursuzum yarımım eksiğim.
Aldığın dantel etekli bebek yerine sana sarılmak istiyorum.
Üzüldüğümde geride bıraktığın insanların yükünü taşırken yorulduğumda seninle huzur bulmak istiyorum.
Bıraktığın parfumünle değil...
Özlemlerin duygularım öyle ağır ki taşıyamıyorum. Üç özlemimi anlattım bir yazımda.
Üç kişiye olan özlemim. Üçüde gidişinde beni yaktı, hâlâ yanıyorum.
Varlığıyla mutlu eden insanlar yokluğuyla hüzüne boğuyor şu sıralar. Aşka sevgiliye duyulan özlem olarak algılamayın özlemlerimi. Ama her insan bir gün gidicek.
Üç insan gitti hayatımdan.
Öğrendiğim tek birşey var.
Bu dünyaya tek geldik ve tek gideceğiz. Geride sadece hatıralarımız ve anılarımız kalıcak. Dilimin ucuna gelip acılarımın arkasına kaçan onca sözcük var ki.. Bomboş..
Selametle kalın diyeceğim, korkuyorum..
28 Şubat 2015 Cumartesi
Ağapo se
Sevgili Hüzün;
Gidiyorum.
Hiç gitmez misin benden? Hiç ayrılmaz mısın yanımdan, yamacımdan. Şimdi birde kalbime uğrar oldun. Mutluluğu seninle taçlandırmak istemiyorum. Belki sana bencilce gelicek ama sen geldiğinde hayat duruyor, gözlerim doluyor ve ellerim kızarıyor.
Sevmek meşakkatli iş evet. Bir anda çok mutluyken çok mutsuz edebilir sizi.
Kalbime giden kapıları açtı Masiva Kralı.
Ama çok gürültü yapıyor be hüzün. Üstüne bir de sen geliyorsun.
Paylaşmak istemiyorum. Kıskanmak korumak ve sonsuza kadar benimle kalmasını sağlamak istiyorum.
Çok sevmek her bir saniye hissetmek sevgiyi her bir saniye varlığına şahit olmak
bu benim diye bağırmak istiyorum. Bu mu? bu isteğim mi canımı bu kadar yakıyor?
Daha sana söyleyecek çok cümlem varken susuyorum.
Çünkü kalbimde ki zihnime gönlüme kilit vuruyor hüzün.
Gidiyorum.
17 Şubat 2015 Salı
Sevdaların En Güzeline
Yolculuklarin meşakkatini tartışacaktık.
Yakınlığınca ikna olursun.
"Herşeye değer onunla" dersin varış noktasında.
O nokta rengimizi almıştır.
Masiva'nin mavi gökyüzü gece aldığı hâl gibi ay ışığının vurduğu her bir noktada seni hissederdim.
Gelirsin bana .
Herkesin geri adım attığı ileriye gidemediği yolda açarsın kapılarımı. Aldırmazsın kapımızı girdikten sonra çalan sempatik görgüsüzlere.
Girişte Gayya kuyusuna atıp yaşadıklarımızı yeni yıllara dipsiz yankılarla bağlanırız.
Korkusuzca geçtik algının kapılarından.
Sonsuz Masiva'mizda sahiplen beni.
Bak yaşıyor kayboluşa üzülenlerin günü.
Parlıyor kıvrımlarda Ilhan Irem in krizalit Kristali.
Dün eksiliyor yarın çoğalıyordu güneşim.
Bir yarın da yaşıyoruz düne nazaran.
Tanrılar diyarından lir düşüyor kırışıklara romans.
Kimsenin var olmadığı Masivamizda ay ışığı işçiliğinin kuytusundayiz.
En asil Kraliçe edasıyla lir çalıyorum sevdama.
Birkez daha aşık oluyoruz.
Kök meyvalı bir ağaç büyütüyoruz, sonsuza.
Meleklerin havalandırdığı beyaz perdede gözlerimde ki acı film yok oluyor yanında.
En güzel aşklara sonsuzluğa bizden sonra yaratılacak her bir ruhta Masiva'ya uğrayan her kalpte bizi görecekler.
Sen varsan yanımda sonsuzca gülüşürüz tanrılara.
En aşklı senfoni eşliğinde.
Yakınlığınca ikna olursun.
"Herşeye değer onunla" dersin varış noktasında.
O nokta rengimizi almıştır.
Masiva'nin mavi gökyüzü gece aldığı hâl gibi ay ışığının vurduğu her bir noktada seni hissederdim.
Gelirsin bana .
Herkesin geri adım attığı ileriye gidemediği yolda açarsın kapılarımı. Aldırmazsın kapımızı girdikten sonra çalan sempatik görgüsüzlere.
Girişte Gayya kuyusuna atıp yaşadıklarımızı yeni yıllara dipsiz yankılarla bağlanırız.
Korkusuzca geçtik algının kapılarından.
Sonsuz Masiva'mizda sahiplen beni.
Bak yaşıyor kayboluşa üzülenlerin günü.
Parlıyor kıvrımlarda Ilhan Irem in krizalit Kristali.
Dün eksiliyor yarın çoğalıyordu güneşim.
Bir yarın da yaşıyoruz düne nazaran.
Tanrılar diyarından lir düşüyor kırışıklara romans.
Kimsenin var olmadığı Masivamizda ay ışığı işçiliğinin kuytusundayiz.
En asil Kraliçe edasıyla lir çalıyorum sevdama.
Birkez daha aşık oluyoruz.
Kök meyvalı bir ağaç büyütüyoruz, sonsuza.
Meleklerin havalandırdığı beyaz perdede gözlerimde ki acı film yok oluyor yanında.
En güzel aşklara sonsuzluğa bizden sonra yaratılacak her bir ruhta Masiva'ya uğrayan her kalpte bizi görecekler.
Sen varsan yanımda sonsuzca gülüşürüz tanrılara.
En aşklı senfoni eşliğinde.
5 Ocak 2015 Pazartesi
Siyah Kuğunun Futursuz Melodisi
Uzun bir süreden sonra yeniden yazmak geliyor içimden.
Kimseyle konuşamadıklarımı kelimelere dökmek istiyorum.
İlk kar düştü bugün..
Zaman geçiyor.
Kalbim de gene bir isim yok.
Yıllar geçiyor sanırım yaşlanıcam ve kimse olmayacak.
Kimse dokunamayacak kadar uzak kalbime.
O yollara giriyorlar ama kalbime ulaşmadan geri dönüyor bir çoğu.
Karın düşüşü 10.25 civarları yanımda kimsecikler yokken soluksuz hızlı adımlarla bir yolculuktaydım.
İsterdim..
ilk kar düştüğünde elinden tutup sonsuza kadar düşücek olan tüm karları adıyabileceğim birini.
Kör sevgili habersiz çağın tekliflerinden,
Zambak bir aşk düşlüyor.
Her seferinde düşüncelerimi çok dolduğumda çok mutsuz hissettiğimde dökerdim yazılara.
Bugün sanırım çok karışığım. Kötü mü hissediyorum bilmiyorum ama boşluktayım gibi. Canım çok yanıyor ama gamsız gibi davranmaya çalışıyorum.
Umursamıyormuş gibi.
Hangi yolculuk geri getirir paylaşılan eksik sevgileri?
Göçmeden şu dünyadan bir babamı görmek isterim.
Ya da isteyeceğim daha güzel birşey varsa bir aşk büyüsü yansıtmalıyım beyaz perdeye içi kıpırdaşsın seyircilerin .
Eski karanlık sahneler girmesin düşlere.
Kimse kalmamış.
Yapay yeşilliklerin yürek burkan sessizliğinden gitmişler.
Biz ise türlü çeşit hayvanlara dokunuyoruz.
Saygısız- Acımasız.
Olmalı yanımda en güzel dokunaklı sevgiler.
Evet bin türlü dert tasa var ağrı var başımda ama kalbim boş.
Evet güven adında bir duygu eksik bünyemde yarım bırakıp giden baba yüzünden evet birçok eksikliğim var
ama yüreğimin anlamsız atması daha acımasız.
Robot gibi yaşamak mesela.
Kime yazıyorum bunları.
İlk kar düştüğünde kimi düşüneceğim?
Aldığım her bir nefesin anlamını kim arttırıcak.
Minnettarım...
Kapansın sahne.
Kimseyle konuşamadıklarımı kelimelere dökmek istiyorum.
İlk kar düştü bugün..
Zaman geçiyor.
Kalbim de gene bir isim yok.
Yıllar geçiyor sanırım yaşlanıcam ve kimse olmayacak.
Kimse dokunamayacak kadar uzak kalbime.
O yollara giriyorlar ama kalbime ulaşmadan geri dönüyor bir çoğu.
Karın düşüşü 10.25 civarları yanımda kimsecikler yokken soluksuz hızlı adımlarla bir yolculuktaydım.
İsterdim..
ilk kar düştüğünde elinden tutup sonsuza kadar düşücek olan tüm karları adıyabileceğim birini.
Kör sevgili habersiz çağın tekliflerinden,
Zambak bir aşk düşlüyor.
Her seferinde düşüncelerimi çok dolduğumda çok mutsuz hissettiğimde dökerdim yazılara.
Bugün sanırım çok karışığım. Kötü mü hissediyorum bilmiyorum ama boşluktayım gibi. Canım çok yanıyor ama gamsız gibi davranmaya çalışıyorum.
Umursamıyormuş gibi.
Hangi yolculuk geri getirir paylaşılan eksik sevgileri?
Göçmeden şu dünyadan bir babamı görmek isterim.
Ya da isteyeceğim daha güzel birşey varsa bir aşk büyüsü yansıtmalıyım beyaz perdeye içi kıpırdaşsın seyircilerin .
Eski karanlık sahneler girmesin düşlere.
Kimse kalmamış.
Yapay yeşilliklerin yürek burkan sessizliğinden gitmişler.
Biz ise türlü çeşit hayvanlara dokunuyoruz.
Saygısız- Acımasız.
Olmalı yanımda en güzel dokunaklı sevgiler.
Evet bin türlü dert tasa var ağrı var başımda ama kalbim boş.
Evet güven adında bir duygu eksik bünyemde yarım bırakıp giden baba yüzünden evet birçok eksikliğim var
ama yüreğimin anlamsız atması daha acımasız.
Robot gibi yaşamak mesela.
Kime yazıyorum bunları.
İlk kar düştüğünde kimi düşüneceğim?
Aldığım her bir nefesin anlamını kim arttırıcak.
Minnettarım...
Kapansın sahne.
27 Ekim 2014 Pazartesi
Hani Halifelik? Hani Latifelik?
Hayata karşı bir amacımız yoktu. Doğuyorduk ve karambole yaşayıp birgün ölecektik. Upuzun gibi görünen lâkin kısacık ömrümüzü dolu dolu geçiremiyorduk belkide. Yaşamak için çalışmak gerekiyordu. Daha iyi yaşamak için daha çok ve daha daha daha daha. Çalışarak geçilen zaman nasıl dolu dolu doyarcasına yaşanır? Mesela ders dinlemek. Ben dinlemiyorum şu an. Sadece yazı yazıyorum. Hayatta çok aktif hissettiğim zamanlarda olmuştu. Ama şu vakit çok halsiz ve güçsüzdüm. Kocaammaaann siyahlığın içerisinde ki ufacık beyazlık, beyazlığın içerisinde ki ufacık siyahlık nasıl göze batıyorsa benim de mutlu hissettiğim nadir anlar gözüme batıyordu. Hasta Osmanlı Devleti'nin bile halifelik gücünün bir etkisi olmadığı Birinci Dünya Savaşında Arapların halifelik çağrısına cevap vermeyip çıkarlarını gözettiği dönemi anlatıyordu hocamız. Ve durdurak bilmeden konuşuyordu. Ben bu hayatta gerçekten ne istiyordum? Dünyada ki , evrende ki yerim neydi? Gerçekten bihaber yaşıyordum. Hergün yenilenen hayallerim olumsuz çıksada pes etmiyordu hayal gücüm. İyi bir öğretmen olmak isterdim. Yaşlandığımda ziyaretime gelen sürekli halimi hatrımı soran , bir bayram sabahı kitaplığımın önünde durmuş ah ah diye iç geçirip geçmişe doğru bakarken hayat arkadaşımın sesiyle irkilmek istiyordum 'Hanım öğrencilerin seni ziyarete gelmiş' ..
Peki ben gerçekten bunu istiyormuydum? Yoksa geçici bir hayalmıydı benim için? Ailem için kimdim? Arkadaşlarımın gözünde neydim? İnsanların iki yüzü olucaksa neden tek bir bedene sahiplerdi? Gerçek kişilik neydi?
'Duygusuzsun' 'Aşık olabileceğini sanmıyorum' '50 yaşında ancak birine aşık olursun' diyen arkadaşlarım gerçek aşkı yaşamışlarmıydı? Gerçek aşk varmıydı? Benim okuduğum kitaplarda gerçek aşk vardı. Evet aşık olmadım hiç. Aşık olmanın tanımını biliyordum. Hissiyat olarak bilmesem de evleneceğim insanın ilk ve son aşkım olmasını istiyordum mesela. Tek bir kişiye aşık olmak istiyordum. Aşık olduğum erkekten başka kimse görünmesin istiyordum gözüme. Bana duygusuz diyen insan aşktan anlamaz diyen insanlar gibi bir yandan sevgilimle mesajlaşırken bir yandan diğer erkekleri kesmek istemiyordum. Aşık olduğumda tüm erkeklerin varlığı bitmeliydi. Sami Yusuf'un bir lafı vardı ' Ben eşimle tanıştığım gün tüm kadınların cenaze namazını kıldım' İş bir tek ben de bitmiyormuş demek ki..
Büyük İskender'in Roxane'ye olan aşkı gibi tüm doğuyla batıyı sevdası için birleştirdiği gibi sevmeliydi , Atilla'nın N'Kara 'ya olan sevdası gibi sonsuzluğa gitmeliydi kuvvetli olmalıydı aşk. Ölüm geldiğinde bile, ölüm iki taraftan birini aldığında bile tüm tanrılar adına inanılmış tüm dinler adına yemin edilmeliydi bitmeyeceğine...
Aşk bundan ibaretti tasvirlerimde..
8 Ekim 2014 Çarşamba
Gökkuşağı
Hiç birşeyden keyif almayan sürekli somurtgan insanlar vardır etrafımızda. Onlara
merakla bakmışımdır hep. Nasıl olurda birşeylerden keyif almazlar?
İnsana kapsamlı bir hayal dünyası verilmişken neden bunu kullanmazlar.
Neden karamsarlık dışına çıkmazlar hiç bir zaman.
Evet sanırım onlardan biri oluyorum. Hayal dünyam çöküyor bazen.
Bugün sonkez mi kullandım onu. Yoksa devamı gelicek mi?
Otobuste gelirken Yann Tiersen'in La Valse d'Amelia parçasını dinlerken özgürdüm.
Kanatlarım yoktu ama gördüğüm uçsuz bucaksız gökyüzünde salınıyordum adeta.
Gözlerimi kapattığımda bir kuş imsali oradan oraya uçuyor yeryüzüne bakıyordum
. Gökkuşağı bana ayak uyduruyordu.
Renkleriyle sarmalıyordu beni.
Etrafımda kocaman bir yörük oluşturmuş beni yönlendiriyolardı.
Eh tabi kelebeklerin güvercinlerin benimle ettikleri gökyüzü dansına ne demeli.
Denizde yüzüyormuş gibi sonsuz gökyüzünde bir oraya bir oraya uçuyordum.
Kanatlarım yoktu ama gökkuşağının her bir rengi kalbimin en ücra köşelerinden tutunmuş
beni sallıyorlardı gökyüzünde .
Bunu hissediyordum.
Kalbimden tutan kuşak renkleri yanımda uçuşan kelebekler ile bire bir sıralanıyordu.
Yüzümü yeryüzüne çevirdiğimde bir kızın otobüs penceresinden bana baktığını görüyordum. Bakışlarıyla takip ediyor bana el sallıyordu ruhuyla.
Acı öfke olmayan hırs mutluluk klavuzu hepsi o gözlerdeydi.
Kaçmak istedim o yüzden. Uçtum uçabildiğim kadar.
Hayır yüzdüm gökyüzü denizinde
Hemde saatlerce. Ne kadar uzağa gitmem gerekiyorsa gittim.
Tekrar o bedendeydim.
Neden gidemiyordu hayalgücüm öteye toplayamıyordum bile kelimeleri daha düzgün.
Çalan o çalgının ne olduğunu bilmesemde gidemediğim hayal dünyamın
kapılarını açıyordu bana duyduğum ses.
Hem huzur verici hem de öfkelendirici.
Uçuşum sona ermişti.
Dünya düzenine oturuyordu.
Belki hayal dünyamda istediğim kadar uçamasamda kelimelerin ötesine geçmeyi arzuluyorum.
Dans ettiğim her bir sözcüğe kocaman değerler bindirdiğimde Uzaklara kadar götürebilecekler
beni kimsenin olmadığı dünyalara habersizce taşıyacaklar..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)